Bir tapu defteri, tek başına kuru bir kayıttır. Ama içindeki her satır, kimsenin yaşamına dair bir cümle barındırır: bir zeytinlik devredilirken hangi kardeşin elinin titrediği, bir duvarın ötesinde çalınan toprak, üç kuşak boyunca kimseye devredilmeyen bir bahçe. Bizim işimiz bu cümleleri hukuk diline çevirmek; ama kararın sonunda yine insanların hayatı olması gerektiğini unutmamak.
Miras, tapu ve zilyetlik uyuşmazlıkları genellikle bir kavgayla değil, bir eksik kayıtla başlar. Ölen kişinin tapu kaydı, kadastro durumu ve zilyetlik belgeleri birbirine uymaz; aile de kimin nerede hakkı olduğunu bilmez. İşte bizim girdiğimiz yer burası: dosyayı masaya yatırır, eksik parçayı bulur ve kimsenin duymadığı yerde değil, herkesin anlayabildiği yerde konuşuruz.
Konak'taki bu büroda 2001'den beri aynı şeyi yapıyoruz: insanların toprakla, evle ve arkalarında bırakacakları her şey arasındaki sözleşmeyi düzeltmek. Mümkün olan her yeri mahkeme değil, masa başı olmaya çalışıyoruz. Mümkün olmayan yeri mahkeme; ama orada da aynı dili konuşuyoruz.